7 Ekim 2015 Çarşamba

özlem kokmak

ham yani olmamış gibi duygularım.
istediğim ne varsa inşaat halinde ya;
ya bitmiş de terk olmuş daha başlamadan.

hayat böyle diyor içimden bir ses.
hayat seçimlerdir, seçimler yalnızlaştırır.

daha demin ağladım daha demin koktu üstüm.
sanki çocuktum sanki korkmaktan kaçaktım.
şimdi sessizim, dindi gözüm, şimdi seçtim yalnızlığı;
ağlarken ölüydüm de; şimdi yaşıyorum.

sus sen içimdeki ses, sussun yada hayat;
yalnız sen konuş, yalnız konuş; bir başına; tekil.
kimsesizlikten göçüp, yeni kimsesizlikte kal.

canım acıyor anlasana.
canım her acımakta yeni sınavın ufuğunda
birinden çıkıp bir çatışmanın diğerine
koşar ayak yalnızlaşıyorum;
yaşıyorum.

sanki ölmek tekil değil...


8 Eylül 2014 Pazartesi

kurbanına aşık olan katil

sever miydi beni?
-hiç anlamadım.
saçlarım ellerine bulanmış mıdır
yada eziyet miydi benim için katlandığı...

sevgi tek kişilikse,
annesi de insanın, kendi için mi severdi insanı,
yoksa bir bencillik tezahürü mü; beni sevin diye?

sevdim.
yapayalnız kaldım.
olan bu.

2 Haziran 2014 Pazartesi

O kız ki;
bir gece, gündüz diye rüyama doğurduğum
kanlı çarşafında sancılı yoksulluğum

O kız ki;
peşinden sürüklemişim, henüz ölmekli ümitleri
yaşamaya kamp kurmuşum, mecburiyetlere rağmen...

O kız ki;
beni yaşama bağlamış, akıtmış nehirlerimi baharına,
yeniden demişim yeniden onla ve ona...

O kız ki;
şimdi keşke dedirten bana
keşkeler küskün, keşkeler masum...

29 Aralık 2013 Pazar

yavaş tükenişi bu ateşin
kavında yanan hayatın
böyle buyurdu bitişin.

yok oluşun
olmayışın şimdi
ve şimdinin yarın olmayacaklılığı.

özlemek ise gerçek:
anlatamadığım!
yollarına bakıp kaç gözlük ağlamak,
kimsece paylaşılamayan bir türkü yakmak,
kokusunca özlemek, gelmeyecekliliğin üstümde oysa.

sevmek, bir hadsizlik bu haliyle
özlemek hele; olmayanı ve gitmiş olanı.
bu suçluluğuma rağmen;
üzülmek hain bir mahpus, içimden çıkmaz;
ki ben bir masum gardiyan...

Not: babamı özledim be blog. özledim işte. neden özlemek bu kadar keskin, ha sen söyle... ağlamak hala ağır hala zor. bunu da sen bil, konuşma. susman kabullenmek olsun.

facebookunu açtım ve büyüdün bebeğimi dinledim. kalbim dayanmıyor be gözüm.

4 Aralık 2013 Çarşamba

ayştayn vaz hiyır

ve içine düşer bir yalnızlık:
tokat gibi vurur yüzüne.
fark edersin yeniden onu
kendini hep kandırdığını.

'en vefalı sevgilim' denmiş hani,
biri gitse o kalıyor benle.
kulağıma fısıldar gibi şimdi varlığını:
ve aslında hiç gitmediğini;
ben denilen şeyin zaten yalnız olduğunu!

kaçış yok, sonu yok, dibi yok.
bekleyen tren, durağı yok
koşan bir kız çocuğu, bekleyen çok.
ama sen değilsin, o değilsin
yalnızca sensin, en fazla;
yok senden ayrısı
fazladan gayrısı;
yine sen...

yalnızlık;
gazı kaçmış kolam...

30 Ekim 2013 Çarşamba

acı duyarım, kısık kısık;
taksit taksit.
yazmak o zaman güzel ve elzem.
oysa yaşamaya da yazmak var bu satırları,
alacağım nice tatlara, nice zevklere.
bitiremedim acı simsarlığını, kanım acı belki
oysa yaşamak güzel;
bu gökyüzünde, güneş de olsan, yıldız da;
ve güneş zaten bir yıldız.

ben olayım bende yeter,
ve sevgiye yazayım kendimi
acımasın, gülsün biraz daha;
benim sevmeye gözlerim, sevmek bana.
işteş hali sevmenin ve de,
sevişmek olsun,
ve burada dursun.

13 Ekim 2013 Pazar

Sızı tekerrürü

Yeşilyol filminin sonundaki gardiyanın yaşadığı o çaresizliği, o pişmanlığı bir kez de televizyon başında yaşayıp, hüngür hüngür ağlamaktır; sevmek ama gideni gitmesine rağmen sevmek...

6 Ağustos 2013 Salı

baba,

yokluğunu kabul etmek ve herşey sanki öyleymiş gibi, hayatı unutkanlıkla sıvamak ağrıma gidiyor. Sen vardın ve hala varsın. Acıtacaksa bu gerçek, olması gereken bu olsa diye acımam onlara. aksın...

5 Ağustos 2013 Pazartesi

ama adımların gidiyordu

uzanırdı zaman.
yalnızdım, anlatılmazdım, yaşanırdım.
sebepsiz yere sevmiştim;
hiç yerine, hiçin olmak üzere...

şimdi başka ellerde
farklı resimlerin bir parçasısın.
hatırladım oysa ben,
nereye gitti o büyük aşk diye soruyordum oysa.
meğer gitmemiş;
kaçan balıkla yüzme provasında şimdi.

mutluluklar sana;
ergen aşkım.
-sivilceli idi
ama şimdi samimi:
tanımadığımsın.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

yok olan bir tam'ın yarımlık acısı

ağladım
güler gibi
kahkaha atar gibi
tutamaz gibi
ciğerim çalkalanır gibi
çıkacak benden böyle bu acı
yavaş yavaş
acı acı...

bitmeyecek biliyorum bu acı
ama bitmesin;
hep acısın da istiyorum.
rüyamda görürüm yine babamı.
gitmez belki bu sefer...
cismi kayar gök yüzümden
bir acı parlar bu sefer ciğerlerimde.
özlediğimde gelsin.
her gece karanlığa o varmış gibi kara koynuna uzanıyorum ben...
yalnızlaştıkça sivrilsin acısı diye susuyorum
konuşmuyorum
acı bir ninni gibi gözlerimi yumuyorum
böyle acıyor işte
her acı başka
sancısı başka
bu da böyle vuruyor işte...

geceme yıldız yağsın.
ay ışığı sızsın
gün geçtikçe ben sızacağım toprağa.

bir yudum su içti elimizden son günü;
işte o su kadar yakınız
ama buharlaştık
mutlaka yağacağız
mutlaka...
cennete yağacağız
maviliklerden güzelliklere
acıları damıtıp güleceğiz
bir yudum su kadar...

26 Haziran 2013 Çarşamba

baba

bu hallerini görünce babamın, içim eziliyor.

babam benim için bir kahramandı. Herkes yenilir, kavga eder ve pataklanır, ama babam asla. bana bağırdığında da haklı ve güçlü olan oydu. ne kadar kızsam, bana dediklerinde sonuçta haklıydı. benim itirazlarım sadece bir yaramazlık kavlindendi.

ey hayat, şimdi bu hal nedir? elinden tutmadan yürüyemedi sabah... bu felaket bana değil sanki çocukluğuma da geldi. çocukluk bitti, iyi niyetli 'altın çocuk' artık can çekişiyor. ölsün dediğin hayat, benim acımalarım, büyümemişliğim, tecrübesizliğim, babam mutlaka bilir'lerim, babam benle gurur duyarlar'ım...

baba gitme desem, dinlemez.

ağlamaklıyım. içim sanki çöp arabasına atıldı ve yavaş yavaş sıkılıyor, çöplük öncesi son durakta...

12 Haziran 2013 Çarşamba

ve yağmur yağıyordu
yalnız değildim.
adı damla olan binlercesi;
benle ağlıyorlardı;
-ne mutlu bana...

bitmiyor sıkıntılar
çelişkiler içerisinde koşuşturmalar
hezeyanlar
bittim sanıp yeni başlangıçlar...
devam eden bir tiyatro.
izleyen varsa;
anlamakta başarılar.

gidenin ardından özlemek bağlanır.
-ben kendimi özlüyorum...
bencil bir çocuğun oyuncaklarına hükmedişini
yalnızlığın karanlık sabahına uyanışını hissediyorum;
galiba acıya da olsa 'büyüyorum'.

hayat çarelerin çaresizi...
ben onu yemekte sıkıntı duymayan obur.
istediğim sorudan başladım.
oysa bu sınav istediğim yerde bitmedi.
kaybettim ehliyeti.
hata yapmak artık optik kaydırma
hayırlısı pansumanı laflarım var:

kanayan toplu mutluluklara;
bencil tükenişlere; ben kalmalara...


10 Haziran 2013 Pazartesi

yaprak dökümü

Babam ilk operasyonu için yeniden masada. Anjiyo olacak. Bilmiyorum. Ben sınavlardan sınavlara koşan ve ne zaman büyüyeceğim ben derken, fark etmeden büyüyen 31 yaşındaki çocuğum, sadece bunu biliyorum. Bu süreç, zordu ve ben yönetemedim ne sevmeyi ne üzülmeyi, şimdi eski benden başka benlere evrildi herşeyim. Geçen bir arkadaş ile konuşuyorduk, Yaradan babanı sınıyor, bu güç belayla dedi. Sonra da, sadece onu değil sizi de dedi. Gözlerim büyümüş olmalı. Sınavlardan geçerim mutlaka da, illa ki yaşamak ise yaşıyorum ve belki sırf bu yüzden kalmadım. Ama bir divan kurulsa, kendimi bütünlemeye bırakırdım kuşkusuz. Kendiyle barışığım yanlış olmasın, ama başım kalabalık, ondan belki bu, ama yalnız kalınca kaybedince gitmemesi için her vakit yalvarılanı, o zaman kendimi bırakacağımdan korkuyorum sınıfta.

En sevildiklerimin arasından sıyrıldım, dertlere, ben sivri olarak belki yuvarladım uçlarını hayatımın, zıtlıklarımın ve şimdi uysal bir koyun taklidi yapan kurt taklidi yapıyorum. İçimi yiyecek bu savaş sonlu sulh, işte onu biliyorum.

Geçen eski sevgili geldi rüyamda özür diledi benden. Ertesi gece babam evlenmem için baskı yaptı. Bu gece belki kendimin belki de hiç doğmayacak çocuğundan bir şamar yiyeceğim. Mutlu edemediğim insanların arasından uykularımda hesaplaşarak geçiyorum, sıyrılıyorum, başka yollara gidiyor hayatım.

 Boş verdim, en önemli silahım o. Ama umarım sınavda sözsüz notu olur, uslu öğrenci olarak geçerim...

5 Haziran 2013 Çarşamba

belki bu acı eski aşkların hatırası, ondan hakkıdır hakka tapan...

Uzun özet

Uzun zaman olmuş san yazmayalı. Paylaştıklarım yok olmalı ki sana bir şey kalmamış, anlatamamışım o hesapça, bağışla. Bir seyir defteriydin; kayıp bir adamın, kaybının nedenlerini aradığı, şimdi ise kayıp adamın kaybettiği oldun. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, sağlam olmayan bir ruh halinin ürünü de böyle yerle yeksan olabiliyor demek ki... Bak bir buluş yaptık senle.

Gidenler, hiç gelmeyecekler ile, bende gitmeyi bekleyenler arasında bir de ben oldum bu aralar. Bekliyorum, ölmek belki bir durak belki koşu parkuru onu bekliyorum, bekliyoruz maaile. Okunmayacak yazılar yazmıyorum artık o yüzden, okusa da kimse anlamıyor çünkü, devrik cümleli bu öleyazan kayıp adamı. Sana da düşen işte böyle bir yalnızlık ama aslı terk edilmişlik oldu.

Bir sürü sınav yanlış cevap vererek doğru olmasın sonum diye oyalanıyorum öte yandan. Her an düşebilirim, düşmeye, tükenmeye o kadar yakınken, direnen sadece direnmek bilinci. Her umut  birikimi sonrası bakiye yetersiz uyarısı ile öğrenilmiş çaresizlik yaşamaya bağlıyorum. Yaşamak yavaş bir adım ölmeye, işte ölmek bu bakımdan yaşamanın katı hali, hava soğumaya başlarsa işte o zaman katı fazdayız, sen beni kaynat en iyisi...


11 Nisan 2013 Perşembe

kayba adım adım

Yalan dünya derler ya, haklılar. ne kadar tutunmaya çabalasan, mukadderat elleriyle itiyor...

Babamın 2011 mayıs 17'de başladığı akciğer kanseri tedavisi sonlamak üzere. İlk olarak cerrahi müdahale ile başlayan süreç, sonrasında tedbiren verilen kemoterapi ile devam etmiş ve geçti-uyandık sandığımız o kötü rüyanın mart 2012'de tekrarlamasıyla bu el, kemoterapi ve radyoterapi ile tekrarlayan lezyondaki küçülme ile teselli bulmuş, sonrasında devam eden solo kemoterapi ilaçları ile ilerleyişin durdurulamaması ve sol akciğerden sağ ciğere yaptığı metastaz ile biraz daha biberlemiş, ağır ilaçlar ile hala durdurulamadan bugüne gelmişti.

Demin doktorun yanındayken, tedaviyi mehteran bölüğüne benzetmişti fark etmeden  1 ileri, 2 geri... Ve artık ilaç kalmadı deneyecek dedi. En son temodal diye bir beyin urlarına yararlı hap verecekmiş, babamın incelenen ameliyat parçalarının dnaları bilmemneymiş de ondan olabilirmiş deva da, sigorta karşılamıyormuş falan... Dedim, akciğer kanserinde hiç kullandınız mı-el cevap: Hayır... Ne kadar dedim şans % 50 diyelim dedi.

Çaresizlik türkçe mi sence? konuşamamak?

Geçen babam öleceğim nasıl olsa kurtulamayacağım diye hiddetlenince, 'baba herkesin bir izzet-i nefsi var; biz burada 2 kişi senin için varız, bari sen yapma' dememiş miydim? şimdi böyle kendime ne diyeyim, kimin izzet-i nefsi bu satırları yazdıran, ha?

İnsan bir istatistik midir? Hani diyor ya akciğer kanserinde sağ kalım oranını diye ve yıllara göre sınıflıyorlar ya... Onlar halka değil fil mi, yoksa öylesine bu kanser savaşında yitip giden isimsiz meçhul askerler mi, yoksa deney maymunu mu, erhaş güzel isim nasıl olsa, İA olsun bizimkisi, bizde maymunluk nasılsa sülaleden...

Yeter. Edep. Haya. Ey insanlık? Sen insansan, çoğul olsan da tek bir çare yaratamadın mı milyon yıllık geçmişinden bugününe, ha?

Babam ölüyor çaresizlik, duyuyor musun?


27 Mart 2013 Çarşamba

adın

yapışkan şimdi.
çekiyor beni.
dün karanlıktı
itiyordu beni.

söyle uçlarda gezintini
ben gezdiriyorsam suç bende mi,
söyle...
kaçıp gitmek yok yarın;
suçlu gibi, hiçi bırakıp ardında
öyle...

10 Mart 2013 Pazar

ve gidiyor istenmeyen

bir istenmeyen gökyüzündeydik. parlıyorduk, lambalar yanık, üstümüz is ve bize bakan göz yaşı dökerdi. duymazdık, çünkü çok yukarılardaydaydık. şimdi bu duyarlı hallerimiz acaba halklaşmak mı, yoksa herkesliğin eşiğinde alelade olmak mı? hemen harcanır olmak mı, konuşulmayan, defolu laflara sağanak mı olmak mı? Sevdiğim diyorum, sevmek dili geçmiş zamanı yoksun eylemsizlik ve ben hıçkırdıkça, çok hiç kırdım, zenginliğim kırılgandı, yoksunluğum fazla kalın... gitmek biraz sonraydı, kalmak şimdi...

Şimdi canımın özü, yokluk fazla ben azım. Birşeyler birleştikçe ben çoğalıyorum, ayrıldıkça paramparçalaşıyorum.




24 Şubat 2013 Pazar

gezenti

hep hayat kaçmak,
sevişmeleri gecekondu ve kaçamak...
ben ki bunu kınıyorum,
ve ki eyvah:
bu hoşuma gidiyor,
keyif alıyorum...
samimiyetim harcanıyor,
ufalı dürüstlük
oysa sevmeye yamanmış hayat
bir parçası ben, çoğu o...

1 Şubat 2013 Cuma

kızar mı hayat, kim bilir? belki bize kızıyordur. yaratan elleri, bize akşediyordur tokadını ve biz anlamıyoruzdur. yalnızlık kalmalı insanda, bana da kalan bu olacak.

20 Ocak 2013 Pazar

umutlar tükenir de son nefes tükenir mi, aynı ana gelir mi ikisi?..

ben şimdi sevmiyorum, gibi duruyorum. üstümde bir ölü toprak. susarken manasız artık sessizlik. konuştuğum kadar değilim. son damlayı bekler gibiyim, taşınca seni yüzerken göreceğim, kıyımdan döküleceksin. nafile.

depremli coğrafyam. sordukça daha kazdın içimi. şimdi belki sormuyorsun da, dalgalı hassasiyetliyim. ne koysan yıkılıyor işte üstüme, biz zaman kayağı yapıyoruz ömrümüz üzerinde sadece-vakit kaybıyım, vaktim kayıp.

beni seviyorsan, daha da sev ya. yada hiç sevme nefrete de dönüşme, hani kedileri severken, özellikle sevmediğin herhangi bir kedi olayım; bayağı... kendimden sildim sen diye kendimi ve işte sonucu, kendi ile başkası için kavgalı, sahipsizim.
soluk soluğa idi herşey.
henüz sıcaktı, bitmemişti nefesi.
nasıl olsa, yeniden bir hikayede olmayacak mı;
bir daha kana bulanmayacak mıydı bu elleri?..
bir ceset daha bir hikayeye ilaç,
ısıtmayacak mıydı bu ezberi zayfı

19 Ocak 2013 Cumartesi

gıdık

böyle garip olur geceleri... anlatılmaz. konuşulmaz. unutmaya çekilen kürekler elde kalır, akıntısız bir denizde kalınır. yalan yok, hile yok, dümen yok, kaptansız oturulur gerçeğe.

sanki herkes haklı, hiç kimse üzülmesin diye, herkesi az az üzmüş, en çok kendime pay biçmişim. arada derede ne yaşadıysam, yaşamak diye saydım. nefes aldıkça yaşanırmış ve ben oksijensiz kaldım, bitkileşmiş hücrelerim, ne zaman yaşamaya kalksa, yandı. ortada kaldım özetle.

ama hayat güzel. bitmemiş ne varsa, ümit içerir. yaşamaya, görmeye hatta ağlamaya, günler var. ne çekilecek acılar ve ne gülünecek, küçümsenecek, eski acılar var, kıyasla daha yeni büyükleri de elbette... her yeni gün, yorulmuyor güneş, yorulan zaman bende, ama vazgeçmeyeceğim yaşamaktan. yaşamak, acı çekmek, ama ümitsizlik değil, yenilmek de değil, reddetmemek, bir yabancıya gereksiz tebessüm.

elbet, imkanlar da gülecek.

16 Ocak 2013 Çarşamba

manasız yalnızlık

ey canım;

bunca gök ve yer ve deniz birbiri ile tutuşmuş iken, biz? biz onların birer parçası, birer boşluğunu dolduruyorken?

manasız yalnızlık. 2 birin birleşimi; 2 yapmalıyız senle biz.

12 Ocak 2013 Cumartesi

refakatçinin öyküsü

seni yazan bir silik kalem elimdeki,
kopup gidişini yazıyor da:
yazan beyaz,
kağıt beyaz,
okunmuyor gidişin...
hiç sevmeyişin.
belki hep yalan oluşun

bense bir safım
saf.

biz çizikler attık kadere
şimdi silinirken bu acımız.
çoğul, çünkü acılarım çok
çok, çünkü bir kaç kişilik

ben üzmemek ben sevmek
ben aldatmak insanlığımı...

şimdi acıyorsa
hiç geçmeyecekse acın.
ölü bir sevgi daha bu gönüle
kabir azabıysan yani,
üzülmem artık sevdim diye.
tek güvencem yüreğim
bir sigara sönüğü daha yaralı
bir acıyan can daha yararlı...

bende ben kalmadı diye endişem
kalmayan bencil biri için üzüntüm.
fazlasıyla seninim sen bilmeden
kaybolmuşluk artık tek suçum..

27 Aralık 2012 Perşembe

oyun sevgisi :)

benim acılarım oynanmaya müsait
ve sana karşı her zaman 1-0 yenik.
ben biraz kifayetsiz ve çoğu fütursuz
sen ise arsızca, bas acıyanlarıma; acıma.
acıncak durumda değilim henüz, dokun acıma.

26 Aralık 2012 Çarşamba

gelecek yağmurun kokusu

yere göğe sığamıyorum. parça parça oluyor gökyüzü. bazen ithal, bazen ithal ikameci mutluluklar, sahte sanki, elden düşme.. sorarsan, yaşıyor insan. bir ordu sürüyor gibi de hissediyorum, bir ordunun neferi gibi, ilk ölecek ve tek ölecek ben'miş gibi. birden fazla insana ben ve tek başına yine ben, gidip gelirken ben, kalabalıktaki yalnız ben, tek başına kalan da ben, bol salyalı gülen de ben, ağla'ya'mayan da ben... hepsi ben, en çok ben, en az da ben. ne güzel.

şikayet yok, ey okuyan. okunmayan kendime, sadece bir dilekçe hayattan yada sen seç, ben hayata dilekçeyim, pulsuz; çulsuz. koşarken yorulur ya insan, koşmadım ya, neden olduğunu bilemeden yorgunum. maç bitmedi oysa, ama bugün dokunsa yağacak tiynetteyim.








p.s.:boşver yansın içim, dağlansın. acıdıkça, acı kanıksanacak, biliyorum. ağlıyorsam hala, böyle bu acı az ve müstehak.


alışkanlar mekaniği

bir çok acıya alışmalı insan.
alıştırmalı o rahat hallerini herşeye.
gülen gözlerinin ağladığı gün anlamamalı herşeyi.
içindeki kötüyle uzlaşmalı biran önce,
en büyük işkenceci kendiyken
işkencenin de zaten kendi olduğunu bilmeli...

hiç karıncayı düşünmedi mesela koşarken
çiçek toplarken yarattığı acıyı
sevinir ve övünürken, kaybedebileceğini
inşa ettiği gururun başkasından artık olduğunu;
bencilliğin hayata karşı yapılamadığını,
ve ölse de yeni yaşamlar kurulacağını da.

ağlamak, erkekliği de bozmadı
ama çare de olmadı ve ona doyulmaz..

bilginize...



21 Aralık 2012 Cuma

iyi huylu habis

gözlerim tahliye ediyor beynimi
ve verdikçe sularını dışarı
ben daha çok gerçeğe batıyorum.
battıkça canıma, kanıma
sana dokunuyor
ve ben gerçekçi bir hayal fakiri oluyorum...

bir körün ayak izleri
kimsesizlik deryasında yüzerken
sen bir sağır, duymayan izleri, hissetmeyen:
-tanışmamız imkansızdı, şimdiyse tesadüf.
yarısı gerçek kalbimin, yarısı beyazlık;
öbür yarısı kanser,
ve sana yazdıran, bu yarısı
anlamı sözlerinin 1,5 katı...

12 Aralık 2012 Çarşamba

hata payım

içim deniz ve denizin köpüğü, oy gülüm...
seni ister durur ya, gök yüzü; ay parçalamış
kanı damlar, yağmur dersin...

çalkalanıyorum şu an,
bir vapur, bir sahil, bir martı:
-bu kalabalık heybet ve ben 'yapayalnız...'

ben yalanlara yazamadıklarımı
sana yazdım.
aldandım kendime ve bencilliğime
oysa tek başı sendin o vücudun:
beyni...

ben kalbime yürüdüm
zirveleri tenhaydı yine:
ve ben tekilliğe intihar ettim.
üşüdüm ve kendime sığındım.
bir tipiydi; karlı ve soğuk...
dedim işte, üşüdüm, insan kadar.
her insan hata yapar,
ve hatalar da insan yapar.
ben sende yapmak isterim tüm hataları,
bilmezsin.
ve bu zaten başlıca bir hata.
belki bu hata beni başka bir ben yaptı,
bilemezsin...

ihbar

kırılır dalı baharın
ve kış çöker ardı sıra.
koşarken rüzgarları
şimdi bomboş ıssızlık;
batar neresine değse insan'ın...

şimdi sevgilim
ben sen aşkına sönüyorum:

yılgın hallerim var bol bol..
söylenemeyen ne varsa dilimi bağlamış.
açmana hazır bir telefon taşıyorum.
ve sevilmeye ölen saçlarım
ve avutulmamış erkekliğim..
söylemeyim gerisini, en iyisi, boşver.
ben dolusunu yaşarım, nasıl olsa...

'ben demiştim' diyeceksin, giderken.
'sana kaç defa dedim ve dinlemedin...'
'ayak diredin yolların önünde küçükken.'
'şimdi ne bu gurursuzluk',
öyle değil mi?
hangi dağda, hangi çakal ölmüş
ve ihanet damgasıyla vurulmuş yüzüne bir çocuk
haddini yıkmış, delmiş...

ne kadar küçüğüm, benden büyüklerim varken.
en büyüğü en koyusundan özlemek:
isimsiz, ismini koyamadığım.
o bile bana küskün.
gülersin biliyorum,
çünkü isimi bile ben göremiyorum
koyamadığım, bende kalan, ama artık anonim.
yani sevdiğim,
telaşmalanma öyle ansızın
çünkü ismi kalmaz hiçbir vefasızın,
tahammülüne de artık dayanma yani..

bilmezsin;
suskunluğumu
bildiğim kaçamadığım ne varsa bende
saklanamadığı, saklayamadıklarım;
sen:













sevgilim...

30 Kasım 2012 Cuma

ben küsüm :
-yoksul asıllı bir zengine:
kendime!

yokluğunu tattırdığın beri
yada ben seçmişim,
ne farkı varsa...

konuşmuyorum
susuyorum.
hayata tutunmaya çabalıyorum
başaramayacağımı bilerek
ve sevemeyeceğimi hiç bir daha...

ne söylesem
biraz daha sussam sanki
ona eşit olacak.
ayın karanlık yüzü yüzüm
belki güneş bende başka yüzlere doğmuştur
ve sen çoktan batmışsın
derinlere; taa derinlere...

29 Kasım 2012 Perşembe

ne insan içine çıkmaz,
söylenmeyecek
kopuk acılarım var...
masallarım
yalanlarım
inandıklarım
ama
gerçeklerim de...

25 Kasım 2012 Pazar

hiç birşey boşa gitmez

sarmal kız

ve en güzel halinle geçip gidersin sokağımdan.
hiçbir şey yapamam, el ayak bağlı...

şimdi uykularım sahipsiz, hasta bir sıtma
tek başına direnmeye çabalıyorum, bu öksüz şehrinde..
içinde adım geçmeyen nice roman yazılıyor
okuması acı ama gerekli acılar; virgülüyle bitiriyor.
ben hala doymuyorum yalnızlığa ve hak eden bir yeniğim,
anlatması bir kılıç, yarası kanamalı, iyileşmesi zor.
can teslimine az kalmış, çünkü ben anca ölünce seninim...



kimse kimsenin herşeyi olamazmış

günler koşar. adım adım. bazen terli. hala beklemek yada hala yetişememek tek seçenekli olmak da var. ama herşey gelip geçiyor.

hani onsuz olunmaz dediğin, hani o olmadan ben de olmamam paralelliğini kurdukların?

-hepsi yok. yada varlar sen yoksun, yok olduğun bir piyeste onlar belki izleyici, bu yalan hayatının temaşasındasın sadece. hayat bu. can nefes aldıkça, bir bahar, bir kış ve bir sürü kent ve bir sürü sevdiğin, ama sen ana gövde ve hepsi dalların, yine büyüyor bir şeyler içinde. büyürken küçük kalıyor insanlığın, insanlığımız.

kaçmak da, kalmak da, yaşamak da, nefesini tutsa da kalbinin atması hatta... tek gerçek zaman yaşarken, bırak aksın.

19 Kasım 2012 Pazartesi

ellerin hala sıcak mı?
hala toprak mısın:
hala ondan?...

gitme küçük kız.

halim bombok.



16 Kasım 2012 Cuma

vasiyet

bilmediğin dilden anlatılsa insan anlar değil mi?.. ben de ondan anlatmıyorum, ne söylesem inanıyor gibisin. birileri için pek çok şeyden de vazgeçiyor insan. mutluluk dediğin şey, bazen tek kişilik oluyor ve alternatif bir mutluluk peşinde koşuyorsun, yorulunca da, dinlenmeye çekilip birden kayboluyorsun.

hayat üzerine çok yazdım. çok. o bana ne yazdıysa, kıyamadım yaşamaya ve ne zaman yaşasam, yollar ayrıldı bir bir, gittiğim yollar bana borçlandı, borçlanınca mecbur kaldım. ne zaman kendim olsam, sevemedim, sevginin peşinden gidince de, ben bana inanmadım, bombok oldu işte herşey.

şimdi tutunuyorum kaldığım yere, yaşatmaya çalışmak, yorulmadan, her geldiğimde öpmek için, yapmadıklarım için ve yapamam dediğim şeyler için direniyorum. anlatamadım, anlatınca dışlanırım sandım, kendim olmayan bir bana ramak kalmışken, durdurdum saatleri, görmedi zaman, bitmedi hayata çalmaya, ömrümde bir gezegen şimdi tüm hırslar...

masum biri var şimdi geçmişte. beni bekliyor, hatıralar derken, unutmak derken, benle buluşacak ve nereye kıvrıldığımı bilemeyecek, bu aşı halimde, bambaşka dallarda.. beni bana bırakmamışsa da, varolsun, vatan sağolsun.

herkesin canı sağolsun, ben kendimden çok seviyorum sizi, seni, onu ve eski beni.

6 Kasım 2012 Salı

bir gece
ve ben yine ölüyorum
dirilmesi sabaha
bulutlu bir kasım sabahı...

yarın:
sevgilisi yeşilin.
canımın kirası nefes:
ve o,
sana değen bir damla rüzgar.

avuntusu ayrılığın...

ve gecesi yine ölürüm.

dirilmek bilinci...

sen yorma gözlerini
sabah ben bakarım.
gece yumarım.

16 Ekim 2012 Salı

dingonun ahırı

bu sokakta daha dün top oynardım,
şimdi neden bu beğenmezlik.

ey hayat,
ben hiç büyümedim ki,
bu nazın cazın kime,
heyhat.

ve beni yalnız mı bırakacakmışsın...
yalnız doğarken ağladım,
yalnız yaşarken de
şimdi ağlamak yalnızca terlemesi yorulmanın:
yaşamanın, doymamanın...

serseri hala
yine düzensiz üstüm dışım
hala dağınık
ve değişmeyecek arayışım
yaşanır kılan seni;
-aranır kılan.
koşacaksam:
bu böyle yorgunluk az bile...

korkma
bitmedi mecalim
sen acıttıkça
bitmez minnetim.

'bırak biraz daha yaşasın' der misin?
-bırak, sarılayım sana.
sensiz ölüm olur
ölmek bu sefer mecaz değil
farz olur.

11 Ekim 2012 Perşembe

gol atan hakem

ve zafere yürür bir yalnız.
susar, zafer demek, kaçmamak demek.
korkmamak demek.

korkmak;
ölmeden azrail nefesini ciğere doldurmak
ve biraz ölürken azıcık gözyaşı mezeli
çaresizlik bezeli
o acı, o ekşi şerbeti içmek
ayıl'a'mamanın sarhoşu olmak; ezeli...

"korkmuyorum ulan" der.

kaçmıyor da,
kaçmak dağ demek; yıkılan,
bir taşın altı sinsi yılan demek.

"kaçmıyorum ulan" der.

susmak, çok sözlerin bağlandığı
içi dolu susmak,
dışı boş bilmek.
konuşmadan ölmek demek
ne olduğunu bilmeden, kafasını vermek
hiçi hiçine, teslim olmak,
ne uğraşmak-ne bir emek...

"susmuyorum ulan" der.
















... ben bakarım.


21 Eylül 2012 Cuma

sığmıyor yavrum sığmıyor:
bir hayatlık acılar ve mutluluklar.
ne zaman bir yüklü vagon acı geçse
ben mutluluk imrenirim ray ray

bilemezdim böyle olduğunu sevmenin
sevmek demek meğer; bunların hepsi.
ve teker teker tüm bütünler...

şimdi suskunum:
konuştukça daha derine gitmeler var bende..
bu yağmur mevsiminde tuzlu yıkanmak
ayaklarımda deniz
dalga sesleri ve biraz martı belki...

pişmanlık kemiriyorum, bitsin...
dağınık saçlarım ve yorgun hallerim
ama yaşayacağım, erken veya en geç.

18 Eylül 2012 Salı

gel-git

ve kararıyor şimdi güneş. simsiyah gökyüzüm. attığım ne varsa kafama düşüyor şimdi. ne desem de, bu pişmanlık ve kahır azıcık yüzünü ekşitse ve bana gülmese, ben gülsem?... ben ağır işçiyim ve mutluluk peşinde koşarken, terim kurudu, bir kucak huzura hasretim, yorgun ve çocuksu.

söyle bakalım hayat, ne yapmalı ve yaptığım ne olursa sonunda pişman olmamalı böyle? hı?

çıkmazdayım. biraz huzur satan bir ilaç olsa, bu kimyasal değmemiş narin bünyemi berheba edeceğim, onunda alınması mümkün değil ama...

12 Eylül 2012 Çarşamba

öğle arası

öpmeler ıslanır. susulur.
sanki araba değil de
yanından ağaçlar gidiyordur.
 zaman durur.
biz koşarız.
hayal de..

ve öpmeler ıslak.
kopmak üzere gün,
geceleri derinden,
herşey sadece o anda kalmak:
hayalde.




ve öpmeler kurur.
susarım.
ne olursun,
hayal de!...

11 Eylül 2012 Salı

uyku.
bir uyanma öncesi.
rüyalara yurt
çoğu zaman özlemek sonrası.

uykularıma gel.
yurt edeyim seni...
çoğunu sana bağlayıp ölümlü gözlerimi
öldüreyim sabah özlemimi...

ve sonsuz-uyanışsız-sende kapansın hayat:
-sabahım ol,
sabaha yorgan örteyim...

...varsın gece giysin sarılar
renkler olsa olsa bir kaç kelime
ve madem anlamsız onlarsız:

-anlamını sen koy yeniden


9 Eylül 2012 Pazar

zaman akıverir ellerinden.
kopup gider kırpıp saniye saniye.
dolar içine bir yandan boşalırken üstü
sen altta, sen sona ve dopdolu.

konuşulmuyor ki şimdi.
konuşulmuyor br süre sonra;
ketum kalmak ödev adeta.
susuyor insan.
sevmiyor konuşmayı.
kendine de küsünce kendini seven ne varsa;
küsüyor onlara da.

anlamadın değil mi..

anlamamak zaten; yaşamanın anahtarı
anlamayıp inanmak yaşanır kılıyor hayatı
şimdi sensizliği ve yalnızlığı.

2 Eylül 2012 Pazar

güzel şarkı değil mi?






Tu silencio -BEBE imiş. Bebe diye bir hatun, minör depresyona iyi gelir. gelmezse, üçtaş oynarız, napak? :)

31 Ağustos 2012 Cuma

sır't çantası

giderken

bir adım, bir adım daha. eller daha hoyrat ayaklardan, sanki betona çakılı, oysa gitmek vazife, mecburiyet.

içinden

çıkılmıyor. yeni, yeniden herşeyden sıkılırken, sıkmamak için, üzmemek, kaçmak ama ölmemek için değil, her yaşamak ölmek, bırakmak ise nefes deposu ardında bıraktığım.

üzülmek

bir zaman söylemiştim, şarkı derken titrer uçuk dudaklarım, şişkin ve bana çok uzak. her üzüntü benden bana, senden daha, yorulmak gibi, kendinden kendi adına daha büyük üzülmek, kaçınılmaz bu yük; üzülmek.

mecbur

askere de gidiyor insan, askerden de geliyor elbet. yani her gitmek biraz gelmek bu bakımdan, her acı her beklemek, biraz gülmek ve rezerve biraz acele. mecburiyet var ya, gönüllü asılmış kollara, çantamda ben, o yol, o kapı, tek ki ileri vites, başka yol bilmez bu merkep.

görev

görelik diye bir teori, zamanda kalmak, zamandan zaman zaman sıkılmak, o an da asılı kalmak. en güzel günlerimi yitirdim denmiyor, yitirdiklerin hiçe dönüşmeli, yoksa varsa en iyisi bir tat.

22 Temmuz 2012 Pazar

paramparça içim, içim paramparça... bazen söyleyemediklerim ve yapamadıklarım var hayatımda ve çoğunlukla kaçırdığım trenler... ağlamak gibi bir nimet ve göz yaşlarım sebil, oysa bana kalır çekmek o gaddar yükü, ağlamak yasak, hüzünlensem ayıp. kül tablası yüreğim; ben her hasreti öyle söndürüyorum, yanı sıra yanıp durur, yüreğimin altı, sırtımın içi, orda kısacık küçük bir fasıla, orman yangını...

çok dedin, dediler. konuş. anlat. dök içini. konuşamadım, konuşmak yine çaresizlik tekrarı. anlatmak, bilmediğin geleceklerin, umut beslediklerini anlatıp, kötüleriyle karşılaşmak oldu, oldum-olası... dökmek içini, doluyken olmazdı, doldurduklarım beni ben yapan, ketum bir sır partizanı yaptı beni...

şimdi doktor peşi sıra dolaşıyorum. umut ekip, inandırıyorum başkasını. ona dair. ondan yana. onda. o yaşadıkça yaşayacak, ben ona bağlamışım, bende yaşayacak, ben de yaşayacağım...

19 Temmuz 2012 Perşembe

wonderful life

ve günler geçiyor.. tatili olmayan bir iş hayatı ve evde de aynı kaygılarıyla pişen bir kara martısıyım. çöplük herhalde tek başına onların uğrak yeri... viyaklıyorum...

söylenenleri anlamıyorum.. kendi söylediklerimi hele... "geçecek"-"güzel günler"-"dayan"...

ne demek bunlar? :)

  p.s.: habire şarkı yüklüyorum, ama sanırsam duygularım buharlaştı.. yada yazaman orucuna erken girdim :)

10 Temmuz 2012 Salı

şşşşş

sessiz kalmak bir tavırdır bazen. birşey diyemezsin. ne desen de, eylemsizliği anlatır desen yine susardım sanırım. hiç tavrım değil ama... susmalı.

29 Haziran 2012 Cuma

uyku bazen vefasızdır...
sevgilidir, sevgisizken hele..

bekleme gözlerim.
bekleme.
gelmeyecek.
işgal sevdası bu sevda
ve ahmakça;
alçakça..
gelmeyecek.

uyku böyle şerefsizdir işte...
gelmezken, gelir gibi nöbete çeker.

gözlerim.
ıramasın uzaklara
aramasın uzaklarda
büyümesin gölgeleri
güneşe alıştır bebeklerini
ve coşsun siyah kahverengi...

uyku böyle firaridir.
cansızdır, canlı bir buğu yapar; akar.

kandırıkçının aylazlığı

bitik halli. hava yaz soğuğu. iki kişilik üşümek lazımmış. canım hiç bir şey istemiyor. yanık bir yeniklik var, kokuyor buram buram. ölü toprağı üzerimde. böyle başka maçların mağlup konuğuyum, yenilmek fikri ile imtihan halindeyim. yedire yedire yeniliyorum sanki.

canım hiç bir insan yüzü istemiyor. sanki merhaba dese, yeni bir şey, umut vaadeden yalanlarımı söyleyip, onları zehirleyecekmişim gibi. yalan söylemek istemiyorum ve beceremediğimle avutuyorum kendimi. söyleyecek hiçbir şey yok. herşey aynı, dün neyse o, aynı insandan kalkıyorum sabahı aynı, yüzsüz, nırsuz bir haldeyim de denmiyor, nasılsın diyen insana.. en güzeli dümdüz, görmemiş taklidi yapıp kalabalıktan yararlanmak...

hayat da çok komik. kınadığım ne varsa tek tek tadıyorum. açık büfe. çok lezzetsiz bir lezzet programı gibi hayatım. şikayet değil, sümme haşa. durumum o. isteksizlik öte taraftan. canım yaşamak ister de, sakatlanmış bir kalp ile kenarda oturmalıyım.. o kadar yorgunum, bilemezsin. güdümlü bir füzeyim, bulamıyorum hedefimi. bulsam, hoş, patlayacağım bomboş patlamaya burkuluyorum, ne fark ediyorsa... kendime patlayayım, en güzeli..

hak etmiyorum belki hayatımı.. yeşilini mavisini.. hiç bir şeyini. ben herşeyimin, hiç bir şeyiyimdir belki, ne bileyim. hiç bakmadığım bir yanı vardır hayatımın, ben o bakışın yakışmayacağı namert gözleri açıyorum kapıyorumdur, bilmiyorum. bilmemek de güzel.

şimdi yalnız kalıp, hıçkıra hıçkıra ağlamak vardı biliyor musun... cayırtı kopardı. o namert gözler yine boğulurdu, yine yıkardı namertliğimi, beni. ben evet ben. bencil ben. hak etmeyen ben. ağlardım. utanmasam, seni ağlatırdım. yorgunluğa çaredir. üstüne tatlı uyunur. ölü gibi.


25 Haziran 2012 Pazartesi

sürü

bazen bilemezsin...
bilmediğine de kızılmaz.
bir sert vurur; ikiye ayırır insanı..
iki farklı can parçası;
senden 2 numune; yaşamaya başlar sende.
tek organik bağ isminiz
sen senden bağımsız; öyle serseri ve başıboş
ve yalnız kalmaya mecbur suçlu haller birikir.

kızılmaz dedim ya;
kızılmaz işte, kınanamaz.
ben bile bilmiyordum;
-yaşamak şart
ve ölmeden, öldürmeden;
tek ant.

ağlıyor bir yanım
bir yanım umursamaz.
susar geceleri
uykular da rüyadan bağımsız
o an susuyor olmamız,
belki tek bağımız.

ikiye ayrılıyor.
hatırlanamıyor bir parçan.
hepsi ayrı bir sevgili
hepsi toplamda
hepsi ayrı bir sevgiliden armağan
ayrı bir sevgi hikayesi
bendeki kırıklığın sabotajı
ve tekilliğimin bakiyesi,
yıkılmışlığımın...

bazen vuruyor işte.
bilemiyorsun, oluyor.
olunmadan da bilinmiyor.
adına x de yada harf olsun başlıbaşına.
isim vermeye bile korkuyorum biliyor musun aslında.
isim versen yaşamaya başlar resmen
isim vermeden yaşamalı o yüzden;
suskunlu ve pişmanlık aslı,
sedasız, sessiz belki olsa olsa bir fısıltı.

kızmıyorum.
kızmamayı öğretti bana yaramazlık.
uslu çocuğun yaramazlığı böyle oluyor.
reddedişlerden sızan dürüstlük
utanmak ve ondan utanmak ardı ardına...
kimsenin anlamadığı ve benim bilmediğim
iki ben var bende.



12 Haziran 2012 Salı

dalgalı durgun

yaşamak ya..yaşamak. bazen pause tuşunda böyle... sevdiklerinle yaşamak varsa, yaşamamak da var. dondurmak her şeyi... dondurdum. hani ahmed arif diyor ya, dışarda gürül gürül akan bir dünya, bir ben uyumadım, kay leylim bahar diye.. evet, bu sefer onu tutuyorum, şiar olarak...

dışarısı haziran. temmuzdan buraya ışınlanmış bir sıcak. ben buz gibi. eriyor azimler, yazlık umutlar biriktiriyorum. bitmiyor yaşamak tutkusu, dedim ya, ben dondurma'dayım. boğazlarım şiş, belki geçmeyen hastalığım bundandır. neden ben hastalığım vardı ya, o geçti. tevekkülmisin kullandım, geçiyor yavaş yavaş. ataklar hep var, olacak. zaten o kadar çabuk geçen hastalıklarla benim ne işim olurdu, olamazdı. beni hata ediyor, yaşamıma buz gibi dokunuyorsa da, 2 günlük, gel geç bir hastalık olmasın. bana yaraşsın. süründürsün. kıysın icabında bana... dert beğenmiyorum sadece acı peşindeyim.

anladım biliyor musun. en güzeller, en öirkinlerle eş. yaşamadan bilinmiyor. bilnmemesi de elzem zaten. yaşama yada yaşa ve kan biraz. kan evet. kıpkırmızı ve buz gibi kan. kan. unut. doyma, tat. doydukça semiriyor istekler, boyunu aşıyor. boşver.


22 Mayıs 2012 Salı

özlerim seni kesin.
kaçıncı özlemesi bu kalbin,
bilmiyorum.
yokluğuna sarılır uyurum
ya fotoğrafından kaçarken tutunurum
denize düşmek de var-seni bilmediğim;
boğulduğum...

gitme de denmedi
kal da.
ben yanlışım doğru haznende
yapışan benim; belki tutkal da...

susuyorum şimdi.
gitmene mani olmamak amacım.
git diye, bir benlik heyecanında kavrulmuş:
tek kalsın ki seni gerçekten sevmiş olası bu yürek
bilmediğin ama tattığın bir aşkı anlatacak sana
yarını bugünde yaşamış bir gelecek...

okumayacaksın.
okusan da dili sana ağır gelecek.
anlamayan her çocuk gibi gülümseyecek
aklınca dalga geçeceksin.
eğlenirken yanağındaki hüzün mani olacak herşeye
benle giden ne varsa aslında kalmıştı diyecek
uçağının hiç inmediği bu limanda;
yada hep gidenenin olduğu bu istasyonda..

çok tatlısın.
ama asıl tatlılık:
bilmeyişin; el sallamanın asaletini
pençelerini toprağa geçirmişliğin gururunu
bu gururla perçinlemiş yalnızlık şerbetini.

kızmıyorum.
yanlış zamandı.
bir eski tarihti yaşanmamış takvimde.
sana yaşamadığını yaşatamadım.
istedim ama yapamadım, yapılmadı bu bakımdan.
eller kollar bağlı, yüzmek zor bu buz denizinde
donmak tek muhtemel mukadderat
gülmek ise biz çocuklara armağan kaderden

21 Mayıs 2012 Pazartesi

korkarım kapımda hırlar mutluluk. ben hala yoksun. biçare. yaşamak istedim diye geldi başıma herşey. sadece yaşamak. hak etmedim, hak etmiyorum kabul ama olmuyor yaşamadan...

hangi sokakta olsam onun bir parçası değil miyim-bir kaldırımının üstündeysem o sokak değil miyim?

ordayım ya. evet ordayım. kalabalık bir yalnız, her tarafı sereperçe, çevrili hatları bir özgür olarak. eksiği yok fazlası var, ama anlatılmıyor be canım. anlatılmıyor.

ne yapmak istediysem, ne demek istediysem bana yamandı adeta. şimdi, böyle yalnızlık hissederken yine aynı sokakta üşüyorum bir gece vakti ve ben ne zaman bir evin parçası olmaya çabalasam, o evin duvarı olmadım diye bana bu reva, bu sefer kaçış yok, son belki bu defa.

yapamadım sayın kendim. olmuyor. yalnızlık künyesi, suskun olduğu kadar anlaşılmazlığı da takıyor boynuna insanın. talihliyim kendimi anlıyorum en azından ama kime anlatsam ya kınıyor ya koşarak uzaklaşmaya kurulu birer kurşun asker. kararımı versem ve çeksem gitsem diyorum, bana bağlı hayatlar var ve biraz galiba ben onlardan korkuyorum...

sorular sorular sorular. cevapları bana bırakmışsınız, bravo insanlar. yanımda olacak mısınız, hayır hepimiz benciliz öyle değil mi?... korkuyorsam yani sebepsiz değil sizlerden. korktukça daha çok korkuluyor, korku yalnızlaştırıyor öte yandan. korktukça ihtiyaç daha beliriyor insana, kendi insanlığından geçiyor ihtiyacın, aşıyor, aştıkça sen başkası ve ne zaman bulsan insanlığın rezerve bir saklı, yani diyorum onu gizlemelisin, mecbursun. isteme kimseden birşey, kimseye kızma, kırılma, sadece olduğu gibi herşey sen yine mukadderatın elinde oyumcak tevekkülü'sün ancak.
yıllar geçer.
ama özlemek?

-özledikçe,
bir başkası daha yaratılmıyor mu,
aslından ayrı,
yalana kıyak?...

zaman duruyor o zaman.
ansızın, aniden, anımda sızın,
geçmiyor sevgili, o otobüs,
gitmiyor sana, bende kalıyor sana gidecek,
ve bana gelecek ne varsa bende muhkim...

susuyorsun.
susuyoruz.
konuşmak biraz;
pasifist; sanki bilerek,
susarak büyüyor biliyor musun;
sesim, sende hiç,
senle sevişmeyen, bana dargın...
ağız oynatmak ancak,
olsa olsa belki biraz insanlık,
böyle hayvanca severken...

18 Mayıs 2012 Cuma

ağlamaya yakın yağar hava. bu havalar yok mu bu havalar.. en çok sevdiklerim, böbrek ağrırtacasına severim, sonra telleri birbirine bağlar; ah havar vah havar der, yere atarım kendimi.

bilmiyorsun, ben yağmur severim. yaz yağmuru belki. sağ sağnak ve kör billah sel önü. bilmemeye devam eder sevilen ve ne zaman yokluğundasındır o zaman kavranır ki varlık, var olan sadece bilinçtir-yokluğu...

ben devrim gibi severim. hani hiç olmayışı. hani olamayacaklığı. hani bencillikten cayılmayası ama hep istenesi. sen de öylesin. ne zaman varsın ve ben bencil, suskun bir küskün. bende biraz varsın, aslında-bilinç yokluğun...

11 Mayıs 2012 Cuma

bazen çaresizliğin tutar elinden. yalan yaşamak istersin, yalanıp yalanıp olmayan gerçeklere. çaresiz derken susulur, konuşulmaz. ama konuşmak ister çene yutamazken o gerçekleri. susalım. sus, sustukça kime geliyor susma?.. sana ve hep sende; hadi sen de...

10 Mayıs 2012 Perşembe

hayat bu işte. istemem biliyor musun, böyle ayrımlarda dolaşmak. paramparça moralim, adı konmamış, muhtemel bir matem yeri... daha demin pederin durumunu soran arkadaşa inanmak istediklerimi anlattım. bilmiyorum blog. bilmiyorum. bilmemek bazen en kıymetli hazine fakat bunu biliyorum da, işte nefis hep öğrenmek istiyor. kötü de olsa iyi de olsa. umut peşine düşmek istiyor. ama olmuyor işte. umuda tutunup da korkularından kurtulunmuyor. inşallah maşallah lı temennilere boğulmak daha kötü ediyor. kime ne anlatsam da benim içimdeki buhran biraz dinse diye hayıflanıyorum. aklıma sen geldin. eski sırdaşımsın ya. susuyordum. şimdi susmak dğil konuşmak zamanı zannıyla açıyorum içimin tünellerini bu sebeplen.

beni iyi edecek yine kendimim biliyorum. Allahım yardımcı ol bize.

7 Mayıs 2012 Pazartesi


uzun zamandır yazmıyorum doğru dürüst. sanki önceden senle paylaşmadığım bir hayatım varmış gibi, hem sana hem kendime yabancı biri kalmışım kenar unsuru... üzülmemeyi öğreniyoruz, öğreniliyor, zaman tüm harlı ateşleri közlendiriyor, külleniyor. yakan giden zamanın külü, al işte ... seni yormuş, ağartmış saçları deniyor ya, ben bile bu yönden bakmamıştım. yazarken keşfettiğim tüyolara ekleyelim bunu da.

haberler pek olumlu değil. rafta bir yerde duran temel rahatsızlık yeniden nüksetti. baba, kanserdi, tedavisi sonrası tekrardan başlattı aynı teraneyi. yeniden ve daha ağır bir tedavi süreci başlayacak. ve bilmiyorum umut nerede, hep olmalı o da bir gerçek ve fakat sanki en bulunması zor ilaç o, sadece hastaya değil, sevenine de... Medet.

yokluğu bir ölümdür hayat
ve belki hayatın ölüme gözkırpanı:
rüya...
günaydın demek istemez miydin?...

10 Nisan 2012 Salı

yakamoz

bazen yokken bile, benliğim acıkıyor kendime. siliniyor hani elden ele dolaştıkça para ve değeri değişmiyor, denir ya, değeri değişmese de, üzerinde yazan sanki değişiyor. hırsız ve çalıntı bir kaç sevda, biraz hırs ve et, ne olursa olsun, kendim kalmak galiba bu hayatın en çok istediğim yanlarından. aklına geliyor insanın, gülme hemen. toprak altında tek başına kalınmayacak mı, günah sevap hepsi karma karışık, ama kendin yüzleşemiyecek misin, yok olma sarmalında?.. evet ve tam yol-yüzleşilecek. bazen yalnız kalanlara özenirim. kalabalık olmak değil çıktığım nokta, kendi başına keyif almaktan söz ediyorum olanlardan. kaçmak yada korkmak değil kendine kalmak, kendinden yolaçıkmak. yine seven sevsin. doğrusu sevilecek daha çok şey varken, daha manalı sevilmek halbusi. neyse öyle işte.

gece vakti yakamoz kıyısı, bugün uslu oysa yaramaz aslı, ama huzurlu. şiarımız olsa mı ne dersin?... kafayı dinlemek. yada dinlenmek.

30 Mart 2012 Cuma

2

olunmuyor sevgili.
1 kendine yetemeyen;
1i çok büyük ve asil
oysa yalnız ve yoksul;
biricik kendim.

keşke diyorum.
1 benden daha olsa.
böyle yalnızken mesela,
nadasa çekerken birini
diğeri seninle olsun;
gecene gündüz
kışına bahar katsın diyorum.

oysa bu 1 o kadar küçük ki...
bana bile, bir numara büyüğü bile küçük.
ironik nesli, matematik fakir
yok elimizde, stokta bile yok.

lanet olsun.
ve ben matematiği severdim.

22 Mart 2012 Perşembe

hani güneş diyorum 2 mızrak boyu...
bomboş sokaklar;
çocuklar okuldalar.
koşsak mı, çimler; bir köpeklerin şimdi...
bırakır mısın mesaini,
kopartır mıyız iplerimizi,
sahiplik olmasın, saklambaç timsaliyiz.
tutsan da olur bu hırpani ellerimden, sadece:
-sace!...

ben hala çocuğum.
hala çocuksan sen de,
koşalım biraz mesai çalışsın.
bugün dünyadan olsun,
çocukluk nasıl olsa hep bize borçlu;
işler kefarette; mutluluk o ihtimalde oruçlu!...

kızma mesela,
yeşeren beyazlarıma,
yuvarlanırken olacak nasılsa..
koşarken yorulmuş yanaklarımız kırmızı
tam ısırmalık, dişlemek farz;
söz sana kızmaz; bu elma hırsızı.

annanemlere gidelim.
mutlaka misafir odasında kurabiyeler
ve yerken ufalar veririz tavuklara balkondan.
kimse birşey demez, cüsselerimiz susar bu defa.
inansana biraz.
biraz çizgi film izleriz.
çocuğuz nasılsa, yalnızlığa da çoğuz,
o korksun bu sefer.
ölüm korusun bu hallerimizi.
yaşamak olsa olsa zaman haydutu
ölmek bekler bizi.















Benim Hala Umudum Var by Mazhar Alanson on Grooveshark

21 Mart 2012 Çarşamba

denize yürürdü gölgen
güneş yüzerdi sularında.
sonra bir gece kapladı ufkunu
gölgeden bir yumruk vurdu güneşe
karardı.

19 Mart 2012 Pazartesi

zaman yaşlandırır zaman zaman.
utanırız.
akları düşerken kafaya beyaz yılların
biraz daha kalbimize gebe olur akışı
sıkılmasa, utanmasa çok görmez alkışı
usandırır ya hayat;
onu diyorum.
ölmeye bir nefes, bahara bir adım daha geç
neden güzel şeyler eksik diye hayıflanıyorken
hayıflanmaya gecikme; hayıflanmak da güzel.

beni alamayacaksın zaman
bir dakika gecikecek kronometren
santim santim gecikecek,
kara duman yutacak o tren.
ben yokum diye kızma,
ben de yaşlanacağım elbet.
aşklar arasından geçerken kıyılacak yüreğim:
-lime lime ve epik lirik bir mısradır kendi;
laf aramızda...
biraz bekleyeceksin.
benim 1lerim çok büyük;
ama bölemem, bölsen yine 1ler çıkar küçük küçük...
hiç saçmalama teorem meorem,
akşam ezanı dinlemez bu çocuk.

14 Mart 2012 Çarşamba

bazen seçemezsin.
boğulursun.
kalbin kangren olur sıkmaktan
suyu çıkar duyguların.
2li kalamazsın 3e gücenirsin.
acır için.
anlatamaz, daha da batarsın muammaya.
kendini anlayamazsın
ne yaptığını bilmezsin.
ellerin elini yıkayamazsın
dokunduğun yer gücenir.
başlangıçlar çetrefillidir; heyecanlı.
bitmemişlikler girdaptır
gidilmez işte birden fazla yoldan;
yalnızlık mirasyedi, mutluluk taşınmış
kalakalınır karmaşık.
hep beraber.

9 Mart 2012 Cuma

sünizit

sevmiyorum yağmuru
kasvetli olsun, tamam da:
almasın kokunu...
alamıyorum diye yok sayamam.
yağsın yada toprak kokutmasın.
sen kok.
ağlıyayım mı yada;
göz yaşımı sana döküp?...

yok arkadaş.
sen sulugöz sevmezsin.
ümidin kesilir benden.

sünizit bir sevda kalsın bari benden.
susayım.

29 Şubat 2012 Çarşamba

yağmaya çabalı bir bulut,
yağmak faili henüz kurumuş bir deniz
yoksa yokuz bir güneş
ve adı sen olmalı:
bir yağmur-sevgilim.

kar olur yağar da,
sanki;
ağır olur çöker bu uzay.
yer yüzü karanlık, yıldızlar dişlerin
tepemiz damağın;
bir kaç kelamına bağlı hayatımız:
-çoğul yalnızlığımız!..
/yani birlerin çarpımı
yekunü-birlikteliğimiz
aynılığımız.../

gelemiyorsun değil mi?
gelemiyor metazori kalabalık
bu bağ bu bahçe, yoksul sensiz
bahar kış deplasmanında
eleniyor yaşam sevincim...
-sensiz yaşama sevincim
olsa olsa boş küme.

sormayacağım söz
bir damla yağ.
sadece bir damla.
kızmayacağım ararken
büyük yalnız yer kabuğumda
ve altı öfkem, eriyik sabrım onun altı.
bulacağım onu, ona da söz.
ve söz sana;
deniz üreyecek her zerresinden
yeşerecek ardından gelen buhar ile
senleşecek, şenlenecek, eşleşecek.

25 Şubat 2012 Cumartesi


yoksul. çıplak baldırı..
üşüyorum.
soğuk bir ankara.

yıllar geçmiş.
unutulmamışım öyle mi?...

izmir değil ismim.
ankara.
ve karşıyaka.
senden yana olan değil,
ölümden yana olan...

yaşadı mı kardeşlik peki,
söylesene...
mutlu musunuz o sofrada;
ardımızı doldurmuş sofrası;
ölmüşlüğümüzün-hiç olmamışlığımızın...
anlatsana..
ne demek paylaşmak,
ne demek bütüncül zenginlik,
olmayan yoksulluk
ve herşey-yine sizin olan herşey...
durma konuş.
bağır...

bir ilmek.
50 dakika sürsün.
o günleri çektim
gelmiş olan güzel geleceğiniz;
senin dünlüğün,
benim görmediğim geleceğim..

bitti mi?
bittik mi?...

yalnızlıktan sızan

özlemek sevdiğim,
insanca..
sevmek özlediğim,
insanca..

erinmiyorum,
kırılmıyorum
yada kırılmıyor gururum...
insan,
bir mahlukat.
insan kadar inancım
ama boyumdan büyük sevgim.
belki fazla övünüyorum
onu da anla insanca
övünmem de bir insan kadar...

22 Şubat 2012 Çarşamba

seni özledim diye, bir şarkıdan çıkartırken bu yargıyı, yeniliyorum bazen, hazmedemezken mağlubiyeti hele ki böyle tek lokmada.. hayat garip anlaşılmaz tamam da, yaşayanlar çok mu anlaşılır bırak onu, anlaşabilir mi karşılarındakilerle? ha?

21 Şubat 2012 Salı

ankara yeniden


bir soğuk ki sorma.. yıllar olmuş. ben yine aynı olmasam da aynı soğuk içindeyim. bir otel mecburisi, olmadığın bu mecburiyetin baş
kentinde belki... yalnız kaldım. yoktun.

tutarsın belki diye, balık yediğim ellerimi yıkamıştım. unutmuştum ayazı ve yanan parmaklarım ile farkına vardım, paklık yanmak, yalnızlık kirli elin harcı değil. yoktun gene.

nasıl garibim biliyor musun?... efkar derim, anlar mısın acaba?.. sahipsiz, sahibinin sahibi olanım, ama bu ilişki beni arapsaçı etti ve savrulmaya hazırım bir rüzgar diye. kanım dondu, hala yoktun.

anlatamadım. anlaşılmak için bir şey de yapmadım. çoktum, kalabalık da olsa, daha kalabalık bir kakafoni ve anlaşılmak kalabalık harcı değilmiş, anladım nihayet. ve sen o nihayette de yoktun.

neden, nedenselleştikçe gelenekselleşti, konuştukça evcilleşti ve korkarım kabahat adımın eşanlamında. iyi niyetim ayıp, kaybettim çünkü. kayboldum çünkü sen yoktun.

anıtsallaşalım. herkes ibret alsın. alsın da, ölümü bilsin değil mi?... ben öldüm, ben ölünce, ölen bende de öldü. manasız kaldı herşey. yaşıyorum varsayıyorum bu soğuk canavarı elinde, yerler kar, bembeyaz. buza kesmiş kabrim, anıt adeta, tabii ki sen yoktun.
ben sevdim seni ankara. ama ben burdayken, sen meğer izmirde kalmışsın, anlaşamadık aslınla, resimlerinde kalmış eski bir aşk. hükümlüyüm.

10 Şubat 2012 Cuma

yorulmadan severken seni,
biran en güzel demlenirken yokluğunda,
kaynamaya yüz tutmuşum;
kızma bana kadınım.

bir bursa sarmalı...
ve ben,
yalnızım,
yalındıkça,
yalandım bir zafer sarhoşu ikileminde
ve doğru ne yaparsa doğru olur önkabulü imiş beni yakan.

sevmek,
evet, severken de zahmet etmek,
biraz sanırsam benim başka bir vücudumun enleminde mevcut:
ve ben büyürken,
kimbilir,
o vücudu giymek üzereyimdir..

kızıyorsun bana.
herkes kızıyor
ve itiraflar seni doyuracaksa:
ben de kızılmaktan suskun ve bıkkın,
gece yüzlü bir sabahta uyanıyorum artık.
korkuyorum, kaybetmekten
ve bu kaybetmeme tutkusu bende çok ağır,
bastıkça dibe batıyorum,
battıkça daha çok kaçıyorum,
can güzel ve tatlı.

yalnızım sanık sahnesinde,
suçlu suçsuz koltukları tıklımlanmış
eski bir yaprak parçası masumiyet
yitirmek konuşulası bile değil.
pişmanım ayrıca, pişmanlık para etmez
borçluyum bile pişmanlıklara...
düşün durumumu.

ağlıyor bana birileri
ben ağlıyorum çoğu zaman.
çok çok, bağıra bağıra...
içimin sesinden kurutuluyorum
sağır ettim beni bağışlayacak sesleri..

bir bekleme odası artık içim
asılmaya bekliyoruz
asılıyor sorumluluklar bir bir
vebal ağır, minnet elimiz kiri
neresini hesaplasan
açık; kış başımıza, üşüyoruz işte.

iki tarafı çekik bir göz, hayat kısıntı, görmek zor, uzağa odaklı herşey bu yüzden. bazen kazandıklarını kaybetmek. ve hayat, ey düşlerin en güzeli, henüz bildiklerinin tümü insanın, varsa yoksa, yok olana aşerdiren ve kayıplara gebe. umut vadediyor gelecek ve kazanmak yok aslında, kaybedilen illaki bir şey varken.

2 Şubat 2012 Perşembe

neresinden baksan

ve giderken
havayı tutarsın; açık camlı araban.
kafanı çıkartırsın.
tükürürsün hayata, o kaçar gider senden.
gülersin.

hayat bu.

sonra bir gün belki aynı yer
bir yüzüne damla gelir;
güneşli hava kimbilir...
o saadet yapışır sinirine
susarsın.

hayat bu.

acırsın hayata.
acımazsın güzelliklere, çirkinliklere...
belki hepsi eşit ve rengarenk, çeşit çeşit.
günahsız bir sevap yada bir suç;
insan olan yine insan
ve sadece insan.
yaşamak yükümlüsü
ödevi daha iyi yaşamak olan;
bir sürü cümle topluluğu
can.

şimdi kızıyorum bak kendime.
hak etmediklerim,
hak edip alamadıklarım.
abuk sabuk bu denge, bu birleşim;
sanki ben kovalanıyorum, çünkü kaçmışım
annem peşim sıra koşturuyor,
yemek için, oysaki acıkmışım...
idam sehpası her dakika
ve ben insan olan, güle oynaya,
biraz daha yavaşlatacağım diye zamanı
seni üzüyorum, bekletiyorum.
biraz daha beklerken sen
gitmiyor o otobüs ve mutluluk.
gitmiyor.

ve sen kızıyorsun anne.
evet yemeyeceğim o yemeği.
biraz daha kırılıyorsun bana sevgilim
hiçe sayıyorum bana onca sarfın emeği.
üstelik benden kopuyorsun dostum,
hiçe sayıyorum adı sen olan çünkü çiçeği..

at bana o taşı.
kızmam.
taş olmasın elin,
attığın olsun.
daha çok yaşasın elin.
kan aksın,
-mutlu ol,
çünkü bir cana kızıyorsun;
anlamalısın..

31 Ocak 2012 Salı

mecburiyet

hani bazen çiçeği değil baharı seversin. gökyüzü ve onun parçası yıldızlar gibi. bütüncül yaşarsın. çünkü korkuyorsundur tekillikten. kuvvetli bir tekilken, korkulur çünkü yapayalnızlıktan. hep dertlere daha kalabalık görünmeye çalışır insan. tek başına tek şey, en çok kalın, ama tümde bir cılız, yalnız...

korkmak insanca. çekinmek belki daha insanca. hele istemek en insanca belki... insanlıktan sakınılır mı?... korktukça sakınır insan, sakındıkça daha küçülür gözünde, cesaret güçlü yalnızlara eştir o hesapça, zayıf şirinler korosu. herkese, herkesi sevdiğini söyler. herkesi kırmaz. kendinlikten bir parça daha, bir parça daha. sonra tanıyamaz kendini. korkar kendinden. bu sefer yine bir yığın, yine eğim boyunca yuvarlanmak, kafa göz hepsi bir arada...

yollar. derken. ayrılıverir. kalabalık derken. cılızlaşır. birileri bir yolu tutmak ister ve derler ki, bizi istiyorsan, bu yol. ve bakarsın arkana. henüz herşey billurken yanındaki son kalanları da bir diğer yoldan ilerlerken görür. onlarsız yapamıyorken, şimdi onlarla olmak için bir bölünme paranoyası, ya nasıl olacak sarmalı, bir korkakça insan hareketleri, kendini kınamadan, aşamaz bendini ve her türlü eksiktir kendi. kabın şeklini almalı, kabın şeklini alan ne varsa akar ve akarken beyni, şeklini alır yalnızlığın, yalnızlık şekilsiz... şimdi, bir seçim belki tek seçim zamanıdır.

hadi seç. seçmek de cesaret. seçmek tek çözüm. yine yalnız. yalnızca seç.


26 Ocak 2012 Perşembe

evimin önü çöp. kokuyordur belki kim bilir? bilmekten başlasak zaten anlatmaya, gerçek ağlardı. hepimiz yalanların çocuklarıyız. gerçek diye giydirip yaşayamıyoruz onları ve bu bizi yaşatıyor. zor değil mi kabullenmek?... hele ki, bir yalanın kervanına katmak kendini ve onun için gerçekleri hiçe sayıp, harcayıp hatta, kırıklanmak, dilimlenmek; yenmek... öyle değil. basbaya afiyet edilmek.

komiksin sen yahu... evet komiksin. kendine söyleyemediklerini yazıyorsun, bir şarap şişesine tıkıp tanımadıklarının sahillerine tek gidişlik bilet ile postalıyorsun. bravo.. kurtaracaklar seni.

9 Ocak 2012 Pazartesi

deniz biriktirmek; karasal


yoktu, yoksuldu laciverti... o kara şehrinde, bazıları bir lise sırasında gelirdi bandırmadan kokusu. o zaman koku alırdım ve çok mesuttum bundan. yazı beklerdim, yalnız yazı...

tatil. yalnızlıktan sıkılmak.

kumsal diyorum. akşamları üşüyen, denizin yaladığı, soğukluk... bizsiz, sensiz... sadece benli. tepeden de biri baksa zaten, simsiyah kafam ve o cansız kavuniçi harmanında simsiyah kafam; ben. yakışmadım. affetsin.

not: yazar kişisi ara uyku sonrası; artık hezeyanını dile getirdi.

1 Ocak 2012 Pazar

ve yarın yeni bir güneş


herşey yeniden. inan bana. herşey yine yaşayacak. senle.


salak bir adamın ağzından, kurmaca

ve sen, kimseden gelmeyeni kendinden bekleyemezsin. kimse kadarsın, ama herkes kadar da. biraz sen de olan çoğunlukta da...

yine yenildin değil mi?.. yenildin. iyi niyetin süistimal ve canın sıkkın.

-oh olsun sana. kimse senin gibi olamaz denmemiş miydi sana?... cennet dediğin, bu dünya da yok. hayat acımasız, sen sende ol ve sıyrıl üstündeki ölü toprağından. aksın. kan da, göz yaşı da aksın ama, sen kal ayakta. kimsesiz. üşü biraz. kaybet kalabalığını. ve gece gibi kal; karanlık. uyandır içindekileri; hani o belki yıl var kapattığın, o masum çocuğu uyandır. yarın okul var de, mecbur, uyandır... masumiyetini giyinsin önce, bembeyaz bir sabahın tam zamanıdır. kızma kimseye. kızma. herkes olduğu kadarı. fazlasını bekleyen sendin hatalı, hatan kadar da utanman olsun biraz ve sevdiğin için, affet dünyayı.. düşerken elini tutsa da zehirli sarmaşık, kendinden olan zehri verdi diye sana, kırma onu birden kızıp, bağışla herkes elindekini verir sevdiğine diye, severken de; onları onlar gibi sevmeyi ödev ver çocuğa... öğrensin. büyümeden de olgunlaşılıyor.

karmaşıklaşsa da herşey, sen berrak kaldığın sürece o sular seni silemiyor. karalara güvenip, kaybolurum sanma, ışık içinde ve sen aydınlatacaksın o karanlığı. ellerin temiz olsun, kirli ellerinle temizle kirini ve çivi çiviyi söksün birden. sen sen ol yeter. başkasından kendini ödünç alamazsın, unutma ve yaz bir kere daha; unutmayacağın bir yanına... sen ancak kendin kadarsın, fazla gelemezsin hiçbir yere ve ne kadar varsan o kadarsın içeride. olmadığın bir filmin, baş rolünde de sen yoktun, yönetmenliğinde de, sen sadece dışarıdan bakarken filmin afişine, tek kişilik matine bir hayal kurdun kendine... acımasın izleyen gözlerin ağlamaya, payın kadar her dramdan bu filmde, ama film bitince de, kalkmayı ihmal etme o hayalden.

acıma kendine. acırsan, ellerin daha da acır. kimse kadar kimsesizsin, acımak tek kişilik ve boğar bir tabut nefesi üzerinde ciğerini, sana daha atmosfer lazım; kaybettiğin baharlarından damıtmak için gençliğini...


seni çok sevdim biliyor musun.. çok. sen, gelmeyensin, gelmediğinden sevildin belki. bu bayram, bir şeker yerken hatırlarım mutlaka seni, unutkan zihnim glikoz sebilindeyken, kurban olan bir çocuk olur; nasıl olsa her bayram şeker yenir, jelatini doyurmaz o çocuğu, ona acırım. biten ne varsa, bittiği ile mühürleniyor ve zaman dediğin, yaşanıp bittiyse, sadece bir kaç sahne, bir kaç hatıra, hepsi güzel şeyler.

-bayramlaşmaya geldim, derim, bayramda
güzel şeyler konuşulur; öyle değil mi ya?..

önemli not: moralim bozuk, saçma sapan. mevsimde, bağışla bu kısır yağmur bulutlarımı. yağmadı, böyle esti.

29 Aralık 2011 Perşembe

vefat

işe yeni başladım. güzel giderken herşey bugün annemi arayıp, benden fazla heyecanlı annemi aramıştım. sesli bir ortamdan hüzünlü sesi, alo'mu beklemeden başladı dökmeye acı sözleri...

bu yaz dedemin vefatından sonra onların balıkesire geldiklerindeki, geçici olarak tuttukları evlerinin sahipleri Mehmet amcalara gitmiştim. Mehmet amca, felç geçirmişti ve konuşma yetisini yitirmişti. ama daha yaşayacağım beni ne işim var benim bu yatakta der gibi, debeleniyor kendini yere atıyordu o yataktan her seferinde. annanem ve ben onları ziyaret ederken bir seferine tanıklık etmiş olmuştuk. güçlüydüm, kudretliydim elbet de, Mehmet amcanın son olduğu ameliyatın dikişleri patlamıştı, karnı sağ yanından ve belinin yanında sanki bisikletlin dış lastiğinden sarkan iç lastik gibi dışarı çıkmıştı. yani, kucaklamak zordu. kaş yapayım derken, göz çıkaramazdım. eşi Medihanım Teyze ile birlikte yarım yarım kaldırıp koyduk yatağına... taze olan dedemin acısı ile, ölmek sanki bazen yeğdir diye geldi aklıma o an. içim yıkıldı. ölüm yada ölmemek, seçim yapılabilir miydi... seçim nedir ki, dönülebilir bir şey olmalıdır kuşkusuz da, bu iki basit seçenekten hangisi; silip, yeniden işaretlenecek kadar latenayit'yı?... hayat'yı bu be; hayat. herşeyin omurgası, manası. yaşamalıydı insan. kesinkes yaşamalı idi. umut yaratmak için mi, yada bilmiyorum-yaşamalıydı işte... E peki, ben küçükken, henüz serpilirken, gömleğinin sağ kolunu sıyıran o güçlü adam, şimdi bana hangi bilek güreşini teklif ederdi de, ben ısrarcı olurdum bu şiarımda... uff. sıkıldım kendimden. ve hala sıkılıyorum bu ikilemimden... çözemedim. çözülmüyor. yeniğim.

ve çocukluğumu yitiriyorum. Mehmet amca da öldü. dedemin arkadaşları da ölüyor yani. lanet olsun. o selviler ile dolu ormanlar, şimdi benim için hep o genç kalacak o sivillerle mi doluyordu bir yandan?... dedemi gömerken ağustosta, bakamamıştım. kaçmaya çalışması dışında bir şey değildi o gömme merasimleri sanki, insanın. neyse. daha da acımasım içim...

-dede. seni çok özledim. Mehmet amca ile görüşürsün inşallah. hala akp iktidarda ve yine namussuzlar. onu konuşursunuz. özledim onu bile. lanet olsun.

28 Aralık 2011 Çarşamba

kanepe düşünün eve kaçan sabahı...

ve üstüme gelirdin:
-sevmek bir kuduz rüya...
uykular haram, uyuyamazdım yanında.
cennet bir süre sonra yanımdan gitti.
zebani düşlerim ve uykusuzum şimdi.
bir sabahı, bir gecesi kayıp
ben tanyeri kırmızı gözlerim var
her sabah gece doğuyor günüme sayıp.

sen ise bir melek; cennet ararken
ben ısıtıyorum şimdi cehenemimle
sen biraz daha mutlu ol diye;
sırf bana kızarken, daha ağlama diye.
sana borç 'ben' mutluluklar
hesap açık, kansızım; anemik veresiye
sebil sana biraz daha umut
ben tükenirken, şimdiden bitik seneye...

hadi gül oyna, daha sert basa basa.
bağrım açık, temizdir göğsüm
biraz daha batır sivri topuklarını.
anlamadıkça daha güzel herşey oysa
sükun lazım ikimize; dinlenmek biraz bana
sustuğumu dinlemek de sana...

oysa ne güzel bir sabahı değil mi bu düşün,
uykular anonim, uyanmak kaybettircek, bunu düşün
zor olacak gittiğin mantık kapısından; yeniden dönüşün.


25 Aralık 2011 Pazar

bir şehir uyurken


kar yağıyor. şehir heyecanlı, yolları bembeyaz olur mu acaba?... olmaz. kalın yağarsa, olmaz işte. olmadı nitekim, eridi gitti bu ilk kar. biliyor musun, ben ilk öyle doya doya karı, izmirde görmüştüm. öğrenciliğimin 2. yılıydı ve gariptir, izmire de belki en çok karın yağdığı yıldı. sırf doyayım diye uzun yollardan yürümüştüm yurda, 525 e binmemiştim üşümek pahasına... öğrencilik böyledir işte. garip. yalnızlık olurdu bol bol ve o yurt zaten, kalabalık yalnızlığımızdı...

konumuza dönersek; ben karı hep severim. yağsa da donsak diye değil. ne bileyim, küçükken okul tatil olur belki diye hep isterdim de nadir yağardı; belki o birikmiş istekleri hala tüketiyorum hala rezervim dolu dolu ne biliyim. belki de kar, çoğu sokağı parlatıyor bembeyaz sarıyordur, pamuk gibi ve pamuklu giyinsen, biliyorsun daha az üşünür.

kış alıp gidiyor mevsimi. üşütüyor. ben de hastayım hep. toparlamak güç. kış olunca hasta olmasak henüz kar yağmamış manasız soğuk zamanlarımız, üvey kalacaktı belki, kimbilir...

hayatım değişiyor öte yandan. yeni bir işe başlıyorum. hep kaçmak istediğimi, o stresli işte nispeten daha az yoğun bir işe geçiyorum. nefes alamıyordum. almak için. daha rahatlık için. toparlamak için kendimi... ve hüzün. emeğinin yitip gitmesi, kendin yazsan da sonunu, yine de mutlu bir bitiş mi bilememekten ve her ayrılığın yeni başlangıç olmasından bağımsız, yarattığı ayrık bir burukluk işte. bir yandan heyecan...

bana dua et.

18 Aralık 2011 Pazar

parça parça...

ve şimdi çok geçtir vakit.
kimse aramaz, yoktur.
kim bulsa zaten sahibi yok;
alır götürür.

kayıp bir sevda.
ikinci el.
antolojik ve biraz semfonik..
bir ama gözleri ile arayan
aciz biraz ve sefil
oysa bulmaya aramak;
hep öyle değil midir?...

şiir söylerim.
ezberim hep kıt; hep geçişken anlarım.
varmış gibi, soğuğa nefesimin dumanı ile:
geçmiş zamanların ulaşılmazlarını üflerim.
bir rüzgar daha geceye
ve ben yıldızları titretirim;
yalnız ben, yalnız...

şimdi bir tophane aşığı:
bursa ışıl ışıl.
ve doğalgaz pahalı, soba şalı üstü;
de sen bilmezsin bu dağ şehrini..
ben de bilme diye ithal seviyorum ya seni.
yokluğunla dolaşıyorum her yerini
yada şimdi gibi dolaşmıyorum.
çözülmüyor yorgun yalnızlık,
hele ki böyle yağmurda; ıslak...
böbreğim ağlıyor, boşalttığı şimdi; hep sensiz anılar.
neyse...

sus kadın.
sus.
sustukça sıra sana gelecek işte.
sus.

13 Aralık 2011 Salı

muzır neşriyat

ve gece uykusuzluğu.
sabah soğuk.
salmaz yorgan.

ben yalnız bir bekçi sebepsiz,
hayattan çalıyorum sanki,
ömrüm söylüyor hatta, kısık sesten...

ağlamak şimdi,
bir bebek gibi.
hemde en acı en rast makamdan,
altı hafif açık
ve naif...

gecem bomboş.
kimsesizlik ve bende iktidar başa buyrukluk,
şimdi uzlaşmaz
ve susmaz asla:
beni mevcut kılan ego denen bozuk vana.

sev beni elleri kırık ayna.
ey içimdeki kadın; bana susamış ve bana küsmeyen
beni önemseyen kadın.
olmamışlıktan, hani hamlıktan er bana
kısa saçlarımı uzun uzun sev bu sefer.
ve sonra git acıtmadan
ağlatmadan, üzmeden.

bir bencil kalemi kırık,
gece sofrası, anlaşılmaz.

üzme okunmaz yazılarım için gözlerini
ben hep böyle dağınık bir masa
ve yağlı dizelerim
bekar defterim; dul aşklarım
bir numara büyük yalnızlığım
ve alafranga görgüsüzlüğüm.

hep aynı diyeceksin...
evet.
sen de dahil.

4 Aralık 2011 Pazar

gece denemesi

karanlık denilen, dipsiz. uzadıkça, uzanıyor başka gölgelere. ellerin, ellerim-buluşmuyor, boğuşmuyor zamanla, burada olan şuan karanlık ve güneş henüz terk etmiş sıcak burdaki sensizlik.

mutluluğu aramaya ve tanıdık umutsuzluklardan devşirmeye çabaladık senle. tutuşmayınca yollar vazgeçtik, olduramadık, ağlamak gülmekten daha yakın geldi hep....

şimdi göz yaşlarım alerjik, mevsimsel, yakın görünen ne varsa ben onlara uzağım sanki. hep başka varlıklara bağlayınca yokluğunu, onların yoklukları oldu gözümde, sen hep dolaylı bir zirve idin, şimdi seni kaybettim ben.

bulmak, aramak ile başlar canım. tut ellerimden. tuttukça, göreceksin, karanlık aydınlığın siyah hali ve gülerken dişlerim hala beyaz... uzamasın saçları, kesilsin inadı bu yokluğun, bittikçe yeni başlangıçlar ekeceğim göğsüne, bu doymazlığın ve aç kalacak.

24 Kasım 2011 Perşembe

yalnızlık bir sır büyüsü,
çizimi yok, dilsiz bir yol, uzar.
anlatamayınca da, kalır dilinde ademin
konuşulmadıkça da geriye kalır hayat,
önce kendin, önce ben;
halbuki bütün benler senken,
bu kadar bencillik bayağılık
ve acz.

17 Kasım 2011 Perşembe

yasaklambaç

ne güzel şey şu çocukluk?... herşey mümkün ya, umut yok herşey hayal ve kırık değil sapasağlam... küçük öyküler ve komple masal..

anneme nasıl sarılırdım ve hep gideceği korkusu... çalışıyor, ekmek parası; bana gelecek, önce kreş, sonra anneanne evi, sıkışmış çocukluk.. arkadaşlarına özlem, tek başına bir özlemek, özlenmemek hatta, tek yaptığı ve belki yapacağı oyken..

yine de özlüyorum. bir takvime bakıp, günlerin geçişi ve benim cuma saymam, anneme ve kapalı devre çocukluğumun bitişi, toprağa, çama, insana kavuşmam... küçük bir insanın büyük özlemleri, büyüyünce de küçülceğini hesap edemeden, büyümeye namzet; gönüllü olmak da var... komik işte ya, komik olan hep unutulur, hele ki nesnesiysek komiğin, ama bu unutulmuyor, rüyalarının fabrikası, çocukluk, gençliğinin sandukası, yetişkinliğinin kara kutusu...

özledim. özlemem mi?.. hepsi pahasına...

bir baba olmadım daha ve belki spermlerimle geçecek benden sonraki nesle bu özlem.. sıkı sıkı saracak annesini, sıkı sıkı saracak, çocukluğunu bırakmayacak ve belki hiç büyümeyecek... kuşkusuz. uçurtması olsun ama doya doya, uçurtsun, bir elinde sarelle ve ekmek, peşinde annesi ve tekrar gökyüzüne bakış. seyri çimenliği ve hayat...

bir daha olmayacakmış, ne gam. çok da umrumda. her zerrem, yine o günde ve zaman işlemedi. işleyen sadece unutmak. hatırlayana kadar da unutacak.

10 Kasım 2011 Perşembe

kaybetmek

kaybederken elleri acır ya insanın.. lanet olsun o duyguya... ellerini sömürür insanın. hiç olmadığını kaybeder misin yada kaybederken mi farkına varırsın aslında sahipliğin o kısır ruletini.. boş verelim, değil mi?.. evet boşver.

ama şimdi aklıma gelen ve olması gereken şu:



30 Ekim 2011 Pazar

ve ne zaman ağlasam,
insan olurum..
ağlamak demek insanlıktır.
insanca ağlamak ise vazifedir.
yaşıyorum o zaman.
ve direniyorum:
direnmeli insan...

insanlık.
7 milyar yalnızlık
ve küre şekilli kalabalık bulutu...
sen olmasan ben ne
ben olmasan sen ne halbuki;
oysaki yalnız ağlıyorsam şuan
ve sen; siz yani, ağlayamıyorsanız insanca
ben sizden biri olup da, yalnız kalıyorsam
ya ben sizsizim ya siz bensiz;
bencilliğimin ardında kalırım; 7 milyar çaresiz
yoksun bir yalnızlık kalıt öyleyse bende,
adı gece konur bir kayıp hüznün şimdi
tek başına 7 milyar ağlamaklılık ve de...

16 Ekim 2011 Pazar

ve konuşamaz yokluğunu.
susar.
dilsiz bir sağırdır zaman.
anlık.
öyle doludur ki ağzı; konuşamaz ama
durur.

sen diyorum;
yoksun ya, ben de varım
işte bu yüzden aramız açık
ve susan başka şeyler;
duymuyorsan...
ben sana seni sevdiğimi bir başkasına;
sen beni sevdiğini bir başkasına anlatırken
bunca kayıp giden zaman;
ömür olur...

şimdi bir kere daha anlatsam
yıkıp gider çerçevesini gözlüklerinin
görmek felç bir duygusuz kalır sende
bilmediğine inanmak koşar yardıma
ve insan böyledir aldırma
bilmeden inanır, bilince cayar inandığından...

kazanan zaman olur sevdiğim
bir ömüre gönül vermişiz
ve yolunda harcanıyor zaman...
iki dakika beş saat 25 gün olsun
farketmiyor geçen,
beni geçen bu yolsuzluk kimi zaman
hiç gelmediği durakta beklerken otobüsü...

8 Ekim 2011 Cumartesi

sessiz sakin yürümen.. ve kapımın, camımın önünde alo deyişin... kulaklarıma deyişi o sesin; o tanımadığım ama hayalini kurduğum tanımadığım kadın sesinin; o, kulaklarımı temizlemesi hasreti ile yandığım ve ağzında bir tat olup, kekremsiliğimi yenmesini dilediğim sesin sahibi; pek sevgili, ama benim olmayan, olmayacaklılığı daha bir cezbedici olan; şimdiki zamanın geniş hallerini einstein'a hatırlatası kadın...

ayakların koşar adım, birden yiter sesin... gitme denmez böylesine, gelmeyen de gidemez zaten, hep misafir kalası; bu civa dökülmüş eski maden yalnızlığımın, zengin cevherinde; gitme hakkım saklı kalsın diye içimden geçirdiğim, sabah giderken şimdi, akşam güneş batarken, sonlandırmasını umduğum bir telefon konuşması; o benden şanslı alet; o nefesini geçirgen ve bu şansını savurgan; bu bakımdan haliyle zengin benden, hayalce çorak, o yanaklarına değen talihli alet, ben yokken yada hiç olmayacakken, seni dışarındaki dünyaya bağlayan manasız icat...

gelmeyeceksin. gelmediğin, gelmezliğin, susma hakkımı kullandığım bir hayal kırıklığı, zaten gelecek oluşunu düşündüğümden düşümden uyandığım utanılır bir hayal kuraklığı... ah güzel kadın. dokunmadım tenine, bu bakımdan en çok benim olsa da bu hak, bencil bir seven olarak, ben feragat yarışında en öndeyim, sana dair. koşa koş git. bir alo uzağında değilim, daha uzağında, hep gözünün daldığı; bu ovanın dağla kavuştuğu; düzlüğünün bozulduğu ufuk ucunda, sonsuzlukta. kapımı çalsan da, çalınmış yalnızlığımda zaten sana yer yokken, arkalardaki boşluğu dolduran pişmanlıklarımın, sorumlulukları arkadan öne uzatışı ve senin muavinliğin; bu çılgın gidişimde...

yolun zaten bana düşmesin, bu araba çoktan dolmuş, müsait bir yer olmadı, olmuyor; anca müsait bir yerde ölmek...

6 Ekim 2011 Perşembe

bir el dolaşır mı sokakları mı.. kaybettiysem ben, kaybolan bulmak olamaz mı.. umut olmadan da yaşanmıyor, zaar, bundan ötesi, yaşamak. yaşamak dedim ya. utanır mı bir ölü yaşamı tutmak için zamanında çırpınışlarına... sence?..

bence hayır. yaşamak dediğin şey, 2 gün var 1 gün yok. bitmeyen tek şey tutku ve bitiminde utanç... ne kadar varım, ne kadar istiyorsam oluyor ya, ondan.

29 Eylül 2011 Perşembe

can yarası
ve özlemek.
küçücük bir metruk yürek
ve maalesef unutmak hançer...
evet ve itiraf;
bu büyük ağzın küçük adamı;
seni özlüyor.

yalnızlık;
zor zanaat.
ve ellerim paslanmışken
ışıldayan bir hayal ile aydınlık;
sen...

seni özlüyorum.
ve itirafçasına
yüceliyor gönlümdeki kıpırtı
ve tekme atıyor ölmüşlüğüme
eski beni doğuruyor...

sevmek,
iki gözüm.
iki gözün tek köprüsü
gitme uzağıma,
hayalin terketmesin
bu kimsesizliğimin terminalinde
bu;
rıhtımı batmış gemi artığı çocukluğumda.

varlığın sana kalsın
bana yokluğundan nasipli bir rüya
ve canımdan takındığım bir askı lazım
kendimi asılı unuttuğum can aşkı lazım.

git.
sevmek 2 kişiye çok ve bana fazla
ve ben boğulmalıyım.

durup vur beni yalnızlığa.
bağla ağzımı; konuşan kansız.
acı ya sür beni ey dilber, kanasın.
akan kanı pıhtılaştır, koy toprağa
ve ayağının altından yeşeren utansın.
...ben sana ölmeli sevdanın beşiği
sallanırken böyle cansız içimde yaşamak
sana kıvrılı bir uyku, içim rüya, ölü uyumak
dışı kaplı bir yoksunluk; soluk hareli
batsın çamuruna, bula medeniyetine
yeniden orakla; biç beni yokluğundan...
acıma bana ve beni seni hak etmek içinsem
devşirirken beni sensizlikten seni
ez içindeki merhameti
ben sen olmalıyım, sende olmadan; sensiz...
hayır sevgili, kırp bana uzanan ellerini
o sana gelmeli, bağımsız, serseri.
senin olan, zaten senin olamaz yeniden
yeni olmalı, seni seven, olmadı; sen zaten...